ULUDAĞ ULTRA TRAIL 2021

66K – Furkan KAPLAN

Öncelikle yarışa adını veren dağı anlatarak başlamak isterim. Antik Çağ’da Heredot bu dağdan Olimpos olarak bahsederken, Romalılar zamanında keşişlerin ilk manastırları buraya kurduğu bilinmektedir. Osmanlı zamanı şehrin fethinden sonra dağda yaşayan keşişlerden dolayı yerel halk buraya “Keşiş Dağı” adı verirken son olarak 1925 yılında adı Uludağ olarak belirlenmiştir. İlerleyen yıllarda 1963 yılında ilk teleferiğin seferlere başlaması ile Türkiye’nin belki de en cazip kayak merkezi haline gelen Uludağ, pandemiden dolayı verilen 1 yıl aranın ardından yine aynı isimli yarışa ev sahipliği yapmaya başlamıştır.

Bu yarışı duyduğunuzda “Ne işimiz var Temmuz sıcağında yarışta…” algısı oluşsa da oraya vardığınızda bu algının kaybolduğunu görüyorsunuz. Özellikle etrafınıza baktığınızda bölgenin coğrafik yapısını oluşturan dağların, koşucuların etrafını sararak koşunun fragmanını izletmek gibi bir huyu vardır.

Konudan fazla uzaklaşmadan koşudan bahsedecek olursam; geçen yılın acısını çıkarmak düşüncesiyle Alanya Ultra sonrası belirlediğim 2. yarış olan Uludağ Ultra’da kit alımı sonrası yarışı beklerken daha ilk sürpriz yarış öncesi geldi. Yarış günü şiddetli sağanak yağış bekleniyor ve dikkatli olunması konusunda uyarılar yapılıyordu. Ancak itiraf edeyim benim gibi yaz mevsiminden zerre haz etmeyen biri için bu durum handikap değil, bilakis motivasyon oldu.

Yarış sabahı saat sabahın 5’i olmasına rağmen fuar alanı son derece canlı ve renkliydi; Runs’n Roses’dan Kamil Gültepe, Bir Koşu Adana’dan Mehmet Önelge, Twighlight Team’den Tolga Güler ve daha nicesi… Ben yine çok konuştum neyse ben önden gidiyorum arkamdan takip edersiniz…

Tatlı bir serinlik altında başladığımız 2 km asfalt sonrası başlayan patika bize “ısınma bitti arkadaşlar” duyurusunu yapıyordu. Sarıalan’a (1. CP) kadar zemin muhalefeti olmadan çoğunluğu iniş yer yer çıkan ufak iki, üç çıkışı geride bırakarak ulaştım. Son derece iyi bir sürede varmamın verdiği iyi enerji ile suluğu bile doldurmadan devam ettim. Parkurda sizi kısa bir asfalttan sonra Çobankaya’ya kadar şirin bir çıkış bekliyor olsa da ben yine yürümeyi tercih ettim. Bazı yokuşlar vardır eğime rağmen koşabilirsiniz, bu da o türdendi, koşabilirdim ama daha yolum uzun ve enerjim sınırsız değildi. Düz yolda devam ederken 13. km’de ormanın içi bulutlu havanın yarattığı yetersiz ışıktan dolayı son derece karanlıktı. Hatta karanlık seviyesi o kadar fazlaydı ki koşudan çok Netflix yapımı korku filmlerinde gibiydik. Saat sabah 08:00 olmasına rağmen ciddi olarak kafa lambası takmayı düşünenler oldu.

Hayat Yaylası’ndan çıkıp Zeyniler Köyü’ne (2. CP) varınca aynı anda başta ekibimden İsmail olmak üzere 30K koşanların önde gelenleriyle de karşılaştım. Bu saatten sonra parkur şiddetini göstermeye başlıyordu. İniş ve çıkışlar artarken, hissedilen sıcaklıktaki nem oranı da etkisini gösteriyordu.           

Yarışın başından itibaren koşarken kalf ve quad kaslarıma yük bindirmemeye dikkat ediyordum. Yanımda enerji vermesi amacıyla jel bulamadığımdan dolayı tahin pekmez taşıyordum. Bunun faydasını Cumalıkızık’tan (3. CP) sonra gördüm. Yarışın net bir şekilde en sadist çıkışı olan 35. km’deki Küreklidere Şelalesi etrafında yaptığımız 2 km’lik çıkış beklenti üzerine bizi nefes nefese bıraksa da enerjimden kayda değer bir kayıp hissetmiyordum. Zaten devamında ödül gibi gelen toprak yol bizi Saitabat’a (4. CP) çıkarmıştı.

Buraya kadar kısmi gün sonu raporu verecek olursam; 45 km’yi 7 saatten daha kısa sürede gelmiştim. Ancak buraya kadar olan kısım yemeğin başlangıç kısmıydı. Ana yemek buradan itibaren başlıyordu. Düzgün ve geniş zemin altında kesintisiz 12 km süren bir çıkış… İddia ediyorum, Frodo Kıyamet Dağı’na çıkarken bu kadar zorlanmamıştır. Ben ve beraberimdeki arkadaşlarım birer birer kilometreleri geride bırakırken, tam da çıkışı tamamladık diye sevinmeye başlamıştık ki bilin bakalım ne oldu…

Evet doğru tahmin, 2 gündür uyarısı yapılan yağmur başladı ama yağmur diyerek aslında mütevazi davranıyorum. Çünkü resmen başımızdan aşağı kova kova su döküldü. 2 kilometreye yakın düz yolda devam edip yine sert bir çıkış sonrası nihayet Çarşağa (5. ve son CP) ulaştık. Artık yarışın son düzlüğüne girilmiş olsa da kötü hava koşulları devam etmesinden dolayı yedek kıyafetlerimizi giyip yola o şekilde devam ettik.

Buraya önemli bir dipnot eklemek istiyorum. Fark ettiyseniz Saitabat’tan beri “biz” ifadesini kullanıyorum. Çünkü bir yarışın olmazsa olması kuşkusuz yol arkadaşıdır. Bu yarışa başlarken aklımda tek koşmak olsa da başından itibaren yanımda Ankarunning ekibinden Özün, Gökhan ve İlker vardı.

Çarşak sonrası yağmur etkisini kimi zaman arttırırken kimi zaman azaltıyordu. Buna ilave olarak, şiddetli rüzgar ve yoğun sis de çorbada tuzu olmalarını istediklerinden, yağmura dahil olmuşlardı. Zirve çıkışını sürdürürken ayaklarımı hissedemiyor ve parmaklarımı bükemiyordum. Soğuktan dolayı ben ve beraberimdeki arkadaşların yüzleri kızarmaya, saçlarımızın rengi biriken su ile değişmeye başlamıştı. Tam artık yeter seviyesine gelmek üzereydik ki zirve göründü ve bir anlık gerginlik yerini neşeye bıraktı. Çok teknik ve sert bir iniş olsa da indikçe etkisini kaybeden soğuk bizim keyfimizi yerine getirmeye yetiyordu.

İniş sonrası son 3 km’de artık oteller bölgesi görünmekte, yüzlerimiz sanki Beşiktaş’ın şampiyonluğuna sevinircesine gülmekte ve biz sanki koşuya hiç başlamamış gibi hızlı tempo koşuyorduk. Sokağın başına çıktığımızda ekipten Ali abinin kullandığı aracı görmemle karşılama komitesinin geldiğini anlamıştım çünkü son 15 dakika kala Pınar’a mesaj atmıştım. Kalan 500 m boyunca ekip arkadaşlarımın tezahürat ve alkışları bana destekten çok adeta Şampiyonlar Ligi jenerik müziği gibi gelmişti. Bitiş çizgisini gördükten sonra saatimi durdurup süreye baktığımda onca hava muhalefetine rağmen 2 yıl önceki koşumdan 1 saat erken bitirmiştim ki bu durum benim için muazzam bir veriydi. Sözlerimin sonuna gelirken bir kez daha organizasyona ve ekibim RUNDAMENTAL’a teşekkürlerimi sunuyorum. Seneye bir daha aynı parkuru koşar mıyım bilmem ama her ne koşarsam yine aynı keyif ve hazzı vereceğinden hiç şüphem yok, kesinlikle bu yarışı ilgilenenlere tavsiye ediyorum. İlk kez koştuktan sonra da yaptığım yorumu halen desteklemekle birlikte aynen tekrarlıyorum. Uludağ Ultra yarışı, her trail koşucusunun hayalini kurduğu UTMB yarışının provasıdır. 

30K – Sevde GÖKHAN

Uludağ’da ağaçlar içinde geçen bir gecenin sabahı. Koşucu dostu serin bir havada start noktasındayız. 66K yolcuları bir saat önce uğurlanmış, saatler ayarlanıyor, fotoğraflar çekiliyor, başarılar dileniyor; 30K koşucuları büyülü bir yolculuğa hazır.

Açılışı yaklaşık 1800 m’de yapıyoruz. Rota bizi, 3 km asfalt ile karşılıyor. Burada önümüzdeki yokuşları öngörerek temkinliyiz. Önceki trail yarış deneyimleri hatırlatıyor; beden, nefes, zihin bütünlüğü parkur boyunca değişecek koşullar için ilk kilometrelerde sağlanır. Asfalt sonrası birden zemin değişiyor. Vücudumuza yapraklar, çalı çırpılar değmeye başlıyor. “Single track” bir kısımda bütün koşucular sıralanıyoruz. İrili ufaklı taşlardan, kozalaklardan oluşan zemin hareketleniyor, bütün ayak bilekleri tetikte. Rotanın doğasına dikkatli adımlarla uyum sağlayarak ilerliyoruz. Yaklaşık 8 km sonrası Kirazlıyayla CP noktasına bu formu koruyarak varıyoruz.

Zemin koşu için elverişli hale gelmeye başladığında bir nebze hızımız artıyor ve ağaç kokularını ciğerlere çekmenin tadına varıyoruz. Nereye baksak yeşilin farklı bir tonu göz kırpıyor. Sanki yer de gök de kendi rengini unutup bütün yeşilleri üzerine giymiş.

Trail parkurlarında bilinmesi gereken kilit bir nokta vardır. Yokuşlar göz korkutur ancak esas tuzaklar inişlerdedir. Hele de zemine oynak taşlar yerleştiyse. Yere sağlam basmak, hızı kontrollü tutmak, dizleri üzmemek, bilekleri korumak önem kazanır. İşte tam da böyle bir nokta 13-15 km arasında bekliyor bizi. Parkurdaki güzelliklerin devamını görebilmek için rotanın teknik kısımlarını dikkatli tamamlamaya çalışıyoruz.

30K’nın yarısı ardımızda kalırken yaklaşık 19. km’deki ikinci CP noktası Zeyniler köyüne koşmaya devam ediyoruz. Bu durak sonrası, geldiğimiz bütün mesafeler yoğun bir tırmanışla unutulacak.

Ve şimdi ağaçların özgürce sıklaştığı bir yerdeyiz. Zaman zaman kararıyor etraf, gün ışığı yol bulamıyor. Orman bütün kudreti ve sert çıkışı ile karşımızda. Sıkı durun; bir dağın kalbine giriyoruz! Yorgun bedenler artık eğik pozisyonda. Koşuculardan nefes sesleri haricinde çıt çıkmıyor, tasarruf modunda doğaya kulak kesiliyoruz. Yürü koş yapmayı önceki kilometreler biraz zorlaştırdığı için tırmanış yürüyüşlerine geçiyoruz.

Trail yarışlarında odak noktam parkuru sağlıklı ve mutlu bitirebilmek olduğu için, rotanın bu kısmını büyük bir keyifle tamamladım. Böyle kısımlarda bedensel yorgunluğu yorumlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu noktada mental gücümüzle varızdır. Eğer ağrıları dinlersek bu güçle aramızdaki iletişim kaybolur ve yorgunluğun üstüne yarışın bitmesi için bir de sabırsızlık ekleriz. Yağmur yağdığında üzerine damlaların inmediğini fark ettiysen, doğru yerdesindir. Çünkü ağaçlar şemsiyen olmuştur. Önüne bakarken bir an kafanı kaldırdığında yokuş yerine göğe uzanan bir manzara görüyorsan, yine doğru yerdesindir. Ben doğru yerdeydim.

Sert çıkış sonrası, 27 km gerideyken finish noktasına elbette ki başladığımız gibi varmıyoruz; artık ulu bir dağ tarafından büyülenmişizdir. Muhteşem doğası ile Uludağ Ultra Trail 30K parkurunu sağlıkla bitirmek, yorgunluğun üstünü çizer. En güzel ödül ise bütün bunları finishte seni bekleyen takım arkadaşlarınla paylaşmak olur.

16K – Baran NALBANTOĞLU

Uludağ Ultra Trail 16K, aslında yaklaşık olarak 15.5K, tam bir keyif ve hız parkuru. 6K bana az gelir, 30K da koşarım ama uzun ve yavaş koşup, bolca yürüyüş/tırmanış yapmaktansa hızlı ve sert koşayım diyen profil için 16K en uygunu. Ben de bam bam bam koşmayı sevdiğim için ilk senemde bu parkurda şansımı denemek istedim.

16K sabah 8’de başlıyor, 66K ve 30K’ya nazaran çok erken başlamaması da rahatlık. Hava serin, yağmur yağdı yağacak, ama aslında koşucular için koşullar mükemmel. İlk 1.7 km asfalt, bunun ilk 500 metresi iniş, geri kalanı çıkış. Deniz seviyesinde yaşayan biri olarak bu kısmı ısınma ve 1800 rakıma adaptasyon olarak düşünüp çok sert başlamadım. Hem bu yüzden hem de startta arkalardan çıktığım için patikaya girdiğimde önümde benden yavaş kişiler vardı ve bu beni mecbur yavaşlattı. Tek kişilik patikalarda teker teker önümdekileri geçtikten sonra artık ön grup kopup gitmişti bile. Bundan sonrası benim için tek başıma koştuğum yaklaşık 10-11 km demek olacaktı. 

Ön gruba ne kadar yaklaştığımı bilmeden farklı farklı zeminlerde, çıkışlarda, inişlerde çok teknik parkurlarda hızlı ama temkinli bir şekilde koştum. Benim hoplaya zıplaya tek başıma geçtiğim yerlerde sonradan nasıl sıralar oluştuğunu, koşucuların dereleri tek tek geçmek için sıra beklediğini sosyal medya paylaşımlarından gördüm ve gerçekten bambaşka yarış deneyimleri yaşanmış diye düşündüm. Çoğu koşucu önündekini takip ederek koşmuş, benim ise tüm işaretleri pür dikkat kendim takip etmem gerekmişti. Zor olsa da bunu çok iyi bir trail tecrübesi olarak görüyorum. Zaten işaretlemeler de çok iyiydi ve geriye çok fazla soru işareti bırakmıyordu.     

Özetle yüksek rakım ve elevasyonlu ilk trail yarışım olan Uludağ Ultra Trail benim için unutulmaz bir tecrübe oldu. İlk trail deneyimimi zorlu bir parkurda başladım ve genelde 7, yaş kategorisinde 4. olarak bir hayli motive oldum. Bu yazıyı okuyan herkese tavsiyem kesinlikle bu yarışa katılın, koşun. Hangi mesafede ya da ne kadar sürede koştuğunuz fark etmez. Serin havası size Temmuz sıcaklarında ilaç gibi gelecek. Yemyeşil ağaçları, dereleri, şelaleleri, kuş sesleri, mis gibi dağ havası ve toprak kokusuyla Uludağ’ı yazın ayrı seveceksiniz. Ben o kadar keyif aldım ki, yarışın bittiğine üzüldüm, hatta keşke 30K koşsaydım da şu doğada daha uzun vakit geçirseydim diye düşündüm. Bu da seneye dört gözle beklediğim başka bir hedef oldu.  

6K – Bilal DEDE

İstanbul’un belirli semtlerinde, ekibim RUNDAMENTAL ile koşuyorum. Belirli mesafelerde tempolu antrenmanlar yapıyoruz. Şehir koşularında her zaman bir limitiniz vardır. Çevre, insan ve parkur unsurları her zaman şehir koşusunun bir parçasıdır. Hızlandıkça yükselen enerjiniz, size vücudunuzun sınırlarını hatırlatır ve gideceğiniz bitiş noktası net bellidir.

Trail yarışlarının böyle olmadığını biliyordum. Belki de çok geç tanışacağım trail yarışlarını ekibim RUNDAMENTAL sayesinde tanıdım. Ekibin birçok koşucusunun katılacağını öğrendiğimde Uludağ Ultra Trail’e katılmaya karar verdim ve ilk deneyimim olacağı için, 6K parkurunda koşmayı uygun gördüm. Nitekim düz bir zemin ile başlayan parkurda, ormana ilk girişte ayağınızın toprakla buluşması ile doğanın enerjisini hissediyorsunuz. Hafif bir iniş ile başlayan parkurda, vücudunuzda gerçekleşen duygu yoğunluğu ile engelleri aşma ve mücadele, ruhunuzu harekete geçiriyor. İniş ve çıkışlardaki esneklik, çeviklik ve vücudun refleksleri ile beraber, kendinizdeki mevcut gücün farkına varıyorsunuz. Bunun içine rekabet ve yarışı bitirme hissi ile beraber başarma tutkusu da eklenince, muhteşem bir duygu yaşanıyor. Ne kadar güçlü ve inanılmaz bir enerji kaynağı olduğunuzu hatırlıyorsunuz.

Kısa mesafe trail denemem sonrasında, içimde daha fazlasını başarma ve tekrar koşma isteği doğdu. Zorlandığımda “Ne işim var burada!” derken, bitirdiğimde “Seneye bir üst seviyede geleceğim” dedim.

Uludağ Ultra Trail yarışında, muhteşem parkur ve organizasyon, ekip ruhu ve yarışın üstüne yaptığımız RUNDAMENTAL kampı ile unutulmaz bir tecrübe yaşadım.  


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

SİMAY

  1. Simay kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun? Koşmaya başlamadan önce neler yapıyordun?

RUNDAMENTAL ile tanıştığımdan beri düzenli koşmaya başladım. Yaklaşık 1.5 sene oldu. Bu süre içerisinde koşuda performansım ciddi anlamda gelişti. Önceden koşamadığım mesafeleri şimdi rahatlıkla koşabiliyorum. Eskiden 3k-4k yeterli bir mesafe gibi gelirken şimdilerde 8k-10k bile kesmez oldu 🙂 Tabi ekibe bu kadar kısa sürede yetişmemin spor geçmişim olması üzerinde etkisi büyük. Koşuyla tanışmadan önce de aktif bir spor yaşantım vardı. 10 yaşımdan beri amatör olarak sporcuyum. Uzun yıllar lisanslı basketbol oynadım. Sonra üniversite takımında hentbol. Spor Akademisinde okuyor olmamdan dolayı tüm spor branşlarını öğrenip, uygulama ve uygulatma fırsatım oldu. Fitness ve kondisyon koçluğu anlamında özel bir ilgim olduğunu fark ettim ve çeşitli eğitimlerle kendimi geliştirdim. Öğrendiklerimi önce kendi üzerimde uygulayıp denemem, koşudaki performansımı kısa sürede zirveye taşımama yardımcı oldu. Basketbol ile başlayan sporculuk hayatıma şu an koşucu olarak devam ediyorum. Kısacası sporun içinde büyüdüm, yetiştim, geliştim ve şimdi olduğum Simay oldum diyebilirim.

2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Koşamadığın zamanlarda güçlü kalabilmek için neler yaptın?

İlk zamanlar evde koşmayı denemedim değil ama sonuç hüsrandı.:)) Daha önce karşılaşmadığımız bir durumla karşı karşıyaydık ve başlarda performansımı, formumu korumak için evde neler yapmam gerektiği konusunda pek bir fikrim yoktu. Ama bir şekilde spor yapmam gerektiğinin farkındaydım ve sosyal medya bence bu konuda hepimizin kurtarıcısı oldu. Online antremanlar, canlı yayınlar, motivasyon anlamında bizleri oldukça olumlu etkileyip spor ve egzersiz yapmaya teşvik etti. Kendi seviyeme uygun bir antreman programı tasarlayan bir eğitmenle beraber her gün düzenli antreman yapmaya başladım. Bu şekilde hem fiziksel hem de mental anlamda kendimi iyi hissettim.

3. Ekibin hem en genç koşularından birisin, hem de ekibin fitness koçusun. Koşuda nasıl mesafelerde kendini buluyorsun? Yakın gelecekte nasıl mesafelerde koşmayı düşünüyorsun?

RUNDAMENTAL’ın koşuyla tanışmamda rolü oldukça büyük. İtiraf etmeliyim ki; “formumu korumak için koşsam yeter, yarışlar hiç benlik değil” diye başladım. Koşunun hayatımın vazgeçilmez bir parçası olacağını tahmin etmiyordum. Ekip ruhu, dayanışma, yardımlaşma, sosyalleşip aynı tutkuyu paylaştığın insanlarla tanışma, yani kelimenin tam anlamıyla sıcak bir koşucu yuvası. Bunun yanında bir de  km’ler yapıp, sağlıklı kalmak olunca nasıl vazgeçebilir ki insan! Bir bakmışım ilk yarışımda 21 Km yarı maraton koşmuşum ve sıradaki yarışı iple çekiyor olmuşum. Yakın gelecekte yarı maraton mesafesinden daha uzun koşmayı düşünmüyorum. Bir süre daha bu mesafelerde yarışlara katılıp performans anlamında kendimi iyileştirmeyi hedefliyorum. Ama hayalim tabi ki de maraton koşmak. Hatta Ironman olmak bile istiyor olabilirim.. Zaman ne gösterir bilemeyiz ama kendimi sınırlamı zorlayacağım o yarışlarda da görmeyi çok istiyorum.

4. Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın? Hangi NITRO senin için uygun bulundu ve neden? Koşularına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsun?

Bence PUMA giymek bir ailenin parçası olmak gibi bir şey. Her anlamda seni anlayan ve ihtiyaçların doğrultusunda doğru ürünler sunan bir aile. Performansını geliştirmek için her anlamda senin arkanda olan, daha başarılı olman için çalışan bir aile. Sporun ve sporcunun sesi olan ve onu tüm dünyaya duyuran bir aile. Böyle bir ailenin parçası olmak oldukça gurur verici. PUMA’nın  yeni Nitro serisiyle kısa bir süre önce tanıştım. Çeşitli testlerle bana en uygun modelin Deviate Nitro olduğunu buldum. Benim için koşuda ayakkabı seçimi oldukça zor oluyor. Ayağımda fazladan bir aksesuar kemik var ve yük aktarımımı doğru yapmam gerektiği için özel bir tabanlık kullanıyorum. Deviate Nitro’yla tanıştığımda, üstün yastıklaması sayesinde aslında ekstra olarak kullandığım tabanlığımın özelliğini ayakkabının kendi yaptığını farkettim ve benim için vazgeçilmez bir ayakkabı haline geldi. Hem ekstra bir tabanlık kullanmama gerek kalmıyor, hem de itici güç desteğiyle uzun mesafelerde daha az enerji harcayıp performansımı geliştirmem için bana imkan sunuyor. Nitro serisi modelleri hem doğru formda koşmamı destekliyor, hem de hedeflediğim yarışlarda iyi  performans göstermeme destek oluyor.


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

FURKAN

1. Furkan kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?  

Kasım ayında 7 yıl olacak. Açıkçası fiziksel çok ciddi bir değişiklik yok ama bu geçen zaman zarfında koşu ile yaptıklarımı düşündükçe kendimi çok daha farklı bir yerde görüyorum. Zamanda geri gidip başlangıçtaki halime bir gün şu şu yarışları koşacaksın desem herhalde beni tersler, başından atardı.

2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Bu dönemde koşmayı hiç bırakmadığını biliyoruz. Nerelerde koşuyorsun? Koşu dışında başka antrenmanlar yapıyor musun?

Herkes gibi beni de psikolojik olarak çok etkiledi. Özellikle benim gibi keyfine fazla düşkün biri için son derece zor bir dönemdi ki halen de devam ediyor. Bu konuda en büyük destek aldığım eylem şüphesiz ki spor oldu. Evime yakın olan sahilde veya Kayışdağı’nda yaptığım antrenmanlar beni zinde tutma konusunda etkili oldu. Dışarıda yaptığım koşular dışında bireysel olarak veya ekip arkadaşlarımla Zoom üzerinden yaptığım antrenmanlar da son derece yardımcı oluyor.

3. Ekipte Ultra Maraton mesafeleri konuşulduğunda ilk akla gelen isim sensin. Uzun yarışlarda nasıl bir motivasyonla koşuyorsun? Bunun daha çok zihinsel tarafından bahseder misin?

Yarışlarda süreden tasarruf için genelde telefona bakmam ama istasyonlarda fırsat bulup telefona baktığımda yarışta olduğumu bilen arkadaşlarımın özelden veya gruptan destek mesajlarını görüyorum. Yazdıkları bu mesajlar yarış terimi ile bir “cheerzone” oluşturmuş oluyor. Düşünün deniz seviyesinden belki de binlerce metre yukarıda bir dağ başındasınız, etrafınızda kimse yokken yazılan bu mesajlar size inanılmaz destek oluyor. Daha da güzeli  bu mesajlara ne zaman bakarsanız motivasyonunuz o kadar çok devam ettirirsiniz yani cheerzonu yanınızda taşımış olursunuz.

4. Son 5 yıldır PUMA performans ürünleri ile koşuyorsun? Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın? Hangi NITRO senin için uygun bulundu ve neden? Koşularına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsun?

Kullanım amacıma ve kullanım yerlerine iyi hizmet etmesi açısından önemli bir yer tutuyor. Hazırlandığım yarışların uzun mesafeli olmasından dolayı ayağın rahat etmesi çok önemli. Bana sorulan sorulardaki uzun mesafe ölçütünden dolayı Velocity Nitro çıktı şu ana kadar son derece rahat buldum. Özellikle rutin 10k koşularımda faydalı olacağını düşünüyorum. 


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

GÖKÇE

1. Gökçe kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?

13 yıldır koşuyorum. Spor salonunda koşu bandında yürürken 50li yaşlarında bir çiftin 45 dakika boyunca koşmaları dikkatimi çekmişti. Annem babam yaşındaki insanların bu kadar uzun süre hiç zorlanmadan koşmalarına hayran kalmıştım. Artık nasıl hayran hayran baktıysam bir gün kadın bana sen de koşabilirsin hadi dene dedi. İlk koşu denemem 5 dakika sürmüştü. O an, ben sadece 5 dakika dayanabiliyorken, onlar nasıl oluyor da bu kadar uzun koşabiliyorlar diye daha da şaşırmıştım. O an kararımı verdim, pes etmeyecektim! Koşu serüvenim böylece başlamış oldu. O gün 5 dakika koşamayan ben, şimdi RUNDAMENTAL’la yaptığım düzenli antrenmanlar sayesinde Yarı Maraton koşuyorum.

2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Koşamadığın zamanlarda güçlü kalabilmek için neler yaptın?

Pandemi başlamadan önce Kopenhag Maratonuna hazırlanırken, Şubat ayında sakatlandığım için antrenmanlara ara vermiştim. Sonra Mart’ta pandemi patlayınca yasaklar başladı ve tüm yarışlar iptal oldu ve bizler de evlerimize kapandık. Bu sırada güçlenmek için evde bol bol kuvvet antrenmanı ve yoga yaptım. Haziran’da ise iyileşmemle birlikte koşu antrenmanlarıma tekrardan başladım ve o günden beri antrenmanlarımı yasakların olmadığı günlere ve saatlere sığdırarak koşmaya devam ediyorum.

3. RUNDAMENTAL koşularının en sadık katılımcılarından birisin, hatta ekibin en bilinen koşucularından da birisin. Seni koşuya bu kadar devamlılık, azim ve tutkuyla bağlayan şey nedir?

Bir arkadaşımın bir gün, gel boğazda koşalım demesiyle ilk kez dışarıda koşmuştum ve boğazın o güzel atmosferinde koşmaktan inanılmaz keyif almıştım ve bir daha koşu bandına dönmek istememiştim. Aynı arkadaşım koşu gruplarından bahsetmişti ve böylece RUNDAMENTAL ile aşkımız başlamış oldu. Kalabalığın enerjisiyle ve müzik eşliğinde koşmak beni inanılmaz motive etmişti. Tek başımayken hiçbir zaman yapmadığım koşu öncesi ısınma ve koşu sonrası esneme hareketlerinin de yaptırılması çok hoşuma gitmişti. Uzun süredir koşan insanlardan oluşan bu grupta onların bilgi ve tecrübeleri sayesinde koşu hakkında oldukça bilinçleniyordum. Arkadaşımın benimle koşmak için her zaman vakti olmuyordu. Benim de o zamanlar koşabilmek için motivasyona ihtiyacım vardı. RUNDAMENTAL işte o noktada düzenli koşu antrenmanlarıyla ve enerjik ekibiyle o motivasyonu bana sağladı.

4. İstanbul Yarı Maratonu’nda hedef süreni tutturdun ve en iyi süreni koştun. Antrenman sürecinde ve yarış sırasında seni en çok ne motive etti?

İlk kez geçtiğimiz yıl, ekip arkadaşlarımla Kopenhag Maratonu için Özgür Tetik hocamızla hazırlanmaya başlamıştık ki programın çok ağır gelmesiyle sakatlanmıştım. Pandemi olunca da herşey iptal olmuştu. Bu sene İstanbul Yarı Maratonu için yine Özgür hocayla çalışma fırsatı ortaya çıkınca havalara uçmuştum. Bu sefer sakatlanmamak için bir sürü buz jeli satın alarak sabah akşam üşenmeden hem alt hem üst bacaklarıma 15-20 dakika buz uyguladım ve bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamladım. Profesyonel bir antrenman programıyla koşmak beni inanılmaz motive etti ve her ay gelen antrenman programını heyecanla bekledim. Çok hafif başlayan antrenmanlar her ay zorlaşmıştı ama her antrenmanla birlikte benim de performansımın arttığını görmek beni daha da motive etti.  Antrenmanlara Ocak ayında başladık. Yağmur, soğuk, rüzgar demeden tüm antrenmanlarımı eksiksiz tamamladım. Disiplinli bir şekilde antrenman yapılınca hedeflere nasıl da ulaşıldığını, tüm ekibin performans ve ulaştıkları hedefleri görerek anladım.

5. Kaç yıldır PUMA giyiyorsun? Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın. Hangi NITRO senin için uygun bulundu ve neden? Koşularına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsun?

4 yıldır PUMA giyiyorum. Tasarımları inanılmaz hoşuma gidiyor ve bir kadın olarak, oldukça motive edici bir durum. Yeni NITRO serisiyle bir ay önce tanıştım ve giyer giymez bayıldım. Benim gibi uzun koşanlar için tasarlanmış tekniği sayesinde inanılmaz bir koşu konforu sağlıyor ve resmen giyer giymez seni harekete geçirmek için itiyor.


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

BARAN

1. Baran kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?

Kendimi bildim bileli koşuyorum. Küçükken oyunlarda genelde en hızlılardan olurdum. Ailemle yemeğe gittiğimizde de siparişimi verir vermez en yakın parka gidip koşardım. Sonra 5 yaşında basketbol takımına girdim ve koşu antrenmanları başladı. Takımda koşmayı tek seven bendim. Herkese zulüm gelirken, ben keyif alırdım, hatta bende bir gariplik mi var diye sorguladığımı hatırlıyorum. İlerleyen yıllarda da takımdan bağımsız kendi başıma Ankara Eymir gölünde koşmaya başlamıştım. İstanbul’a taşındıktan sonra yolda (asfaltta) koşu konsepti, koşu grupları ve yarışlar hayatıma girdi. O zamana kadar doğada keyif odaklı, kısa mesafeli koşular yaparken yıllar geçtikçe daha performans odaklı ve uzun mesafeli koşulara yöneldim. Bu noktada bir anda maraton koşayım gibi bir hata yapmayıp gelişimi zamana yaydım ve her yıl sakatlanmadan, sabırla ve keyifle performansımın üstüne koydum. Şu an başladığım noktadan çok daha ilerideyim ve bu şekilde keyif alarak adım adım daha da gelişeceğime inanıyorum. 

2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Bu dönemde koşmayı hiç bırakmadığını biliyoruz. Nerelerde koşuyorsun? Koşu dışında başka antrenmanlar yapıyor musun?

Pandemi bana bardağın dolu tarafını görmeyi öğretti. 2020 Mart’tan beri evden çalışıyorum ve bu sayede işe giderken yolda kaybettiğim süreyi spora ayırabiliyorum. Dışarıda yemek yerine kendi yemeklerimi yaparak doğru besleniyorum. İstinye’de evden başlayarak koştuğum dört rotam var. Tempo yüksekse eğimi az olan Sarıyer yönüne, orta tempo/uzun mesafe koşuları Bebek yönüne, trail koşuları Atatürk Kent Ormanı’nda, değişiklik istersem de Emirgan korusunda koşuyorum. Hafta sonları dışarı çıkamadığımız için uzun koşuları hafta içine almak gerekti. Sanırım en çok Pazar günleri Belgrad ormanında koşmayı özlüyorum. Yeşil ve doğayla her kavuşma artık çok daha değerli. Daha iyi koşmak ve sakatlanmamak için de kuvvet ve esneklik egzersizleri şart. Koşmadığım her gün farklı bir kas grubuna yönelik antrenmanlar yapıyorum, dinlenme günü de yoga ile esneklik ve mobiliteye odaklanıyorum. Spor salonuna gidemediğim için evi spor salonuna çevirdim ve hem Türkiye hem de dünyanın en iyi antrenörleriyle evde online olarak antrenman yapabiliyorum. Özetle pandemide spora hiç ara vermedim, sadece alışkanlıklarım değişti. 

3. Ekibin hızlı koşucularından birisin. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Yarı Maratonu’nda çok güzel bir süre ile en iyi dereceni koştun. Antrenman dönemi nasıl geçti?

Böyle bir dönemde koşu motivasyonunu sağlamak için kendine hedef koymak çok önemli. Ben de İstanbul Yarı Maratonunu hedef belirleyerek RUNDAMENTAL ve Özgür Tetik ile hayatımda ilk kez, 3 aylık bir hazırlık programına başladım. Hazırlık dönemini bir yolculuk, yarışı da ulaşacağım son nokta olarak düşünüp sonuçtan çok sürece odaklandım ve her antrenmana yarış ciddiyetiyle yaklaştım. Hedefi gerçekleştirme motivasyonuyla yağmur, kar, soğuk demeden haftada 3 gün koştum. Çok yoğun tempolu ve mesaili çalışırken programa sadık kalmak için üşenmeyip akşamları sokağa çıkma yasağına kadar o günün koşusunu bir şekilde araya sıkıştırdım. Ayda ortalama 100km’den 150km’lere çıktım. Sonuç olarak verdiğim emeğin karşılığını hedeflediğim süreyi de aşıp, 1:25 ile adımı yarışın en hızlıları arasına yazdırarak aldım. Zaten hazırlık planına sadık kaldıktan sonra yarışta kendi en iyini yapmak sürpriz olmuyor. Kendine güvenip keyif alman yeter, süreç seni hak ettiğin yere getiriyor.

4. Son 6 yıldır PUMA performans ürünleri ile koşuyorsun, senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın. Hangi NITRO senin için uygun bulundu? Koşularına nasıl bir katkısı oldu?

Bence PUMA’yla kaderlerimiz ortak gidiyor ve o dönem neye ihtiyacım varsa imdadıma yetişiyor : ) Usain Bolt aktif sporcuyken PUMA’nın daha çok kısa mesafede hız sağlayan ayakkabıları vardı. Ben de o dönem daha çok 10k koşuyordum. Sonrasında çıkan ürünler daha çok havalı tasarım ve gündelik koşu/fitness için çok yönlü kullanıma yönelikti. Bu da benim koşuyu fitness’la desteklemeye başladığım döneme denk geldi. Ne zaman ki kendime uzun mesafede iddialı bir hedef belirledim, o zaman karşıma NITRO serisi çıktı. Benim gibi yarı maraton yarışlarına katılan ve maksimum performans arayan bir koşucu için DEVIATE uygun bulundu. Bu ayakkabının İstanbul Yarı Maratonunda en iyi derecemi gerçekleştirmemde kesinlikle olumlu bir etkisi olduğunu ve bana ekstra bir itici güç sağladını düşünüyorum. Bu serinin devamını heyecanla bekliyorum : )


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

ASU

1. Asu kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?

2014 yılından beri koşuyorum. Vayy 7 yıl olmuş! İlk başladığım yıllara göre çok daha bilinçliyim. Potansiyelimin ve bedenimin farkındayım. Antrenmanlarımı; uzun yıllar koşabilmek üzerine yapmaya çalışıyorum.


2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Koşabildin mi? Ya da güçlü kalabilmek için neler yaptın?

İlk yasak dönemlerinde koşamadım. 1-2 aylık bir süreçti. Kabullenme dönemi ile birlikte,  yasak günleri ve saatlerine programımı uydurarak koşularıma geri döndüm. Koşamadığım dönemde bir eksiklik hissettim ve kuvvet antrenmanı, yoga pratiği gibi aktivitelerle kendimi bir şekilde motive ediyor, spor yapıyordum ancak koşunun yerini tutmuyordu. Bu süreçte meditasyon pratiklerim psikolojik olarak en büyük destekçim oldu.

3. RUNDAMENTAL ekibinin yoga eğitmenisin ve her Pazar ekibe Zoom üzerinden yoga ve meditasyon pratiği yaptırıyorsun. Koşu ve yoga birbirinden ayrılmaz bir ikili midir?

Koşu ve yoga;  dinamikleri birbirinden çok farklı iki ayrı disiplin. Ayrılmaz bir ikili diyemem.  Benim için ise koşu ve yoga inanılmaz uyumlu bir ikili. Mesela koşu benim için bir meditasyon pratiği; yükselen nabız, düzenli nefesler ile sakinleşen zihin. Yoga asanaları arasında kuvvet, dayanıklılık ve denge üzerine koşu formuna büyük katkı sağlayanlar var.  Bazı asanalar özellikle esneme ile kas zedelenmelerine şifa veriyor. Yoga, nefes koordinasyonunu ve kontrolümüzü geliştirmeye yarıyor. Yoga bize vucudumuzu dinlemeyi, kendimizi anlamayı öğretir. Mental olarak bizi dengede tutar.  Sonuca değil sürece odaklanmayı kendimize odaklanmayı öğretir. Tüm bunların koşu performansımıza çok olumlu bir yansıması var.

4. İstanbul Yarı Maratonu’nda hedef süreni tutturdun ve en iyi süreni koştun. Antrenman sürecinde ve yarış sırasında seni en çok motive eden ne oldu?

İstanbul Yarı Maratonu benim için yeni ve farklı bir deneyim oldu. İlk defa bir yarışa hazırlanırken sakatlandım. Bileğimi burktum ve hazırlanma sürecinin büyük bir bölümünde koşamadım. İyileşmemle beraber tek hedefim yarışı sakatlanmadan bitirebilmekti. İyi bir süre ile de tamamladım. Psikolojik olarak zorlanmadım diyemem. Zor bir süreçti. Hazırlık sürecinde ekibe yoga ve meditasyon dersleri veriyordum. Derslerdeki hedefim; ekibi mental olarak yarı maratona hazırlamak, potansiyellerini keşfetmeleri ve devam edebilmeleri için onları motive etmekti. İşte bu dersler beni de motive etti. Ekibin motivasyonundan ben de olumlu şekilde etkilendim.

5. Kaç yıldır PUMA giyiyorsun? Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın? Hangi NITRO senin için uygun bulundu ve neden? Koşularına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsun?

2 yıldır PUMA ailesindeyim. PUMA koşularda en büyük destekçim, koşu partnerim gibi oldu. Performans odaklı, haftada 3-4 kez uzun mesafe koştuğum için, benim için uygun model DEVIATE NITRO oldu. İstanbul Yarı Maratonu’nda ETERNITY NITRO modeli ile koştum. Performans ve hızdan çok, destek ve dengeye ihtiyacım vardı. Rahat ve konforlu bir yarış geçirdim. Deneyimlediğim en iyi ayakkabıydı diyebilirim. Bu nedenle, DEVIATE ile performans yapacağım yarışlar için heyecanım yüksek!


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

LEVENT

1. Levent kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?

Yaklaşık 10 yıldır koşuyorum. Koşuya tamamen spontane bir şekilde bilgi sahibi olmadan başladığım için bugün ile kıyaslandığımda çok ciddi bir gelişim görüyorum. Deneyim kazandıkça koşuyu etkileyen tüm unsurları (antrenman, beslenme, uyku vs.) planlamamı sağlayan bir yaşam disiplinine dönüşmesinin yanı sıra kendim için özellikle en ideal ekipmanın hangisi olduğunun bilincine vararak koşularımı gerçekleştiriyor olmak performansımı olumlu etkiledi. Yeni tecrübeler, yeni ekipmanlar gelişimi etkilemeye devam ediyor.

2. Jonglörlük ve koşu disiplini seni nasıl motive ediyor? Jonglörlük yaparak maraton ve yarı maraton koşuyorsun? Bu gibi bir mesafede nasıl bir konsantrasyon yaşanıyor?

Dışarıdan herkesçe farklı görünen bu iki disiplin (Jonglörlük ve koşu) benim için ise birbirini tamamlıyor. 3 Top çevirirken koşarak iki ilgi alanımı birleştirmiş oldum. Açıkçası ilk başlarda yaptığımın ne olduğunu bile bilmiyordum, Dolayısıyla birçok şeyi deneyimleyerek öğrendim / keşfettim. Düzenli antrenman ve yarışlara katıldıkça bu doğrultuda kendimi geliştirdim ve hala geliştirmeye devam ediyorum. Mesafeleri arttırdıkça bambaşka zorluklarla karşılaşıyorum. Bu da beni yeni çözümler üretmeye zorlamakta. 
Her mesafenin kendi içinde zorlukları var ama genel olarak, yarış öncesi ve yarış süresince diye ayıracak olursam; yarış öncesi için en büyük zorluk antrenman yerinin sınırlı olması. 3 top çevirerek yayaların ve araçların olduğu bir yerde koşmak mümkün değil. Bu yüzden şehir dışında orman parkurlarında ya da koşu pistlerinde antrenman yapabiliyorum. Yarış boyunca ise; ellerinizden faydalanamayacağınızı düşünün. Birisine çarpmamak, birisinin size çarpmamasını sağlamak, bir şeye takılmamak için her daim tetikte olduğunuzu düşünün. Bunlar herhangi bir yarışta karşılaştığım en temel zorluklar. Tüm bu zorluklara rağmen yarış süresince gördüğüm ilgi ve insanların desteği beni yeni hedefler için motive ediyor.

3. Pandemi seni nasıl etkiledi? Tekrar eski koşu günlerine nasıl dönmeyi düşünüyorsun? Bu konuda zorluk yaşayan sporculara ne önerirsin?

Öncelikle Mayıs 2020 de hedeflediğim Kopenhag Maratonuna katılamayacak olmanın hayal kırıklığı, sonrası evden çalışmaya başlayıp uzun bir süre tam anlamıyla hareketsiz bir yaşam sürdüm. Sanırım pandeminin 3. ayından sonra içinde bulunduğumuz durumu kabullenip imkanlar doğrultusunda kişisel antrenman programımı oluşturarak istikrarlı bir şekilde uyguladım. Düzenli olarak haftanın bir günü sabahın erken saatinde olacak şekilde koşuyor, haftanın iki günü uzun yürüyüşler ve gün içinde yarım saatlik yoga, ve egzersiz yaparak kendimi dinç tutmaya çalışıyorum.
Eski koşu günlerine dönmek belki daha uzun bir süre alacak, amacım o gün geldiğinde belirlenen ilk yarışa katılabilecek hazırlığa sahip olmak. Sanırım bu belirsizlikten kurtulmamı sağlayan en önemli motivasyon kaynağım bu. Hazır bulunmak.
Tavsiyem istikrarlı olmak, sürecin ne zaman biteceğini sorgulamadan, imkanlar doğrultusunda antrenman programı oluşturup istikrarlı bir şekilde uygulamak diyebilirim.

4. Son 6 yıldır PUMA performans ürünleri ile koşuyorsun? Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın? Hangi NITRO senin için uygun bulundu? Koşularına nasıl bir katkısı oldu?

Koşuya başladıktan kısa bir süre sonra PUMA performans ürünleri ile tanıştım ve uzun süredir kullanmaktan çok memnunum.  Benim için PUMA giymenin anlamını, güven olarak niteleyebilirim. Antrenman ya da yarış boyunca kullandığım ekipmanın beni yarı yolda bırakmayacağı hissi vermesinden kaynaklı oluşan güven.
Uzun mesafelerde yaşadığım en büyük sorun farklı zeminlere maruz kalmaktan kaynaklı sorunlardı. Sahip olduğum Deviate Nitro’nun yüksek yastıklama sağlaması sayesinde, İstanbul gibi neredeyse her 100 metrede değişen zemin döşemelerinden en az düzeyde etkilendiğimi ve daha güvenli bir şekilde adım atabildiğimi söyleyebilirim. 


UZUN KOŞULARA PUMA NITRO DESTEĞİ

RUNDAMENTAL 2015 yılında kurulduğundan beri, hem Türkiye, hem de yurt dışında yarışlara katılıyoruz. Koştuğumuz yarışlara bakarsak, ekibin uzun koşulara bir yatkınlığı var.

Yarı maraton ve maraton, hatta ultra maraton mesafelerinde koşmayı seven bir grubuz. 2020 yılı başlarında ekipten bir grup koşucu Kopenhag Maratonu’na hazırlanırken, kafamızı kurcalayan en büyük sorulardan biri; acaba hangi PUMA ayakkabı ile koşmalıyız olmuştu… Uzun mesafelerde hız ve konfor sağlayan bir PUMA koşu ayakkabısı hayali kuruyorduk. Uzun zamandır Hybrid taban teknolojisi kullanan PUMA’nın, yavaş yavaş Hybrid’den uzaklaşıp, 2021 itibariyle yepyeni karbon köpük taban teknolojisi ile performans sahalarına çok iddialı döneceğini duymuştuk. Yeni teknoloji için 2021 yılı başlarını beklemeliydik. Bu sırada pandemi oldu, tüm yarış planları, seyahatler, antrenmanlar bir anda durdu. Hatta koşu bile durdu. Koşu motivasyonunu geri kazanmak için; hedef yarışlar seçmek, ekip olarak hazırlanmak, birbirimize destek olmak ve koşudan tekrar keyif almak işin anahtarıydı. Biz de en makul hedeflerden biri olan 4 Nisan İstanbul Yarı Maratonu’nu hedef olarak belirledik ve kalabalık bir ekip 3 aylık yoğun bir antrenman sürecine girdik. Sokağa çıkma yasakları, vaka sayıları çok fazla artan covid gerçeği, kış soğukları, sakatlanmadan bu işten alnımızın akıyla çıkma gibi endişeler yaşarken, beklediğimiz haber geldi. PUMA uzun zamandır üzerinde çalıştıkları Nitro serisini tüm koşu dünyasına tanıttı. Deviate, Eternity, Velocity, Libarate isimleri ve farklı amaçlara hizmet eden büyüleyici bir koşu ayakkabısı serisi. Ekipten 8 kişi, PUMA Türkiye web sitesindeki kendin için doğru Nitro ayakkabıyı bulma testini uyguladık ve hızlıca tecrübe etmeye başladık. Öncelikle Nitro’ların tasarımlarına bayıldık. Her modelin ayrı bir özelliği ve bu özelliği yansıtan sade ve ciddi duran ama albenisi yüksek tasarımları gözlerimizi kamaştırdı. RUNDAMENTAL – NITRO giyenler ekibine ; koşu geçmişleri, pandemide nasıl hayatta kaldıkları ve PUMA NITRO serisi ile yaşadıkları tecrübeleri sorduk.

BENGİSU

1. Bengisu kaç yıldır koşuyorsun? Koşuda kendini başlangıçtan bu yana nasıl bir gelişim içinde görüyorsun?

Koşuya başlayalı 8 yıl oldu. O zamanlar adı Avrasya Maratonu olan yarışa iş arkadaşımla 10K için kaydolduk ve çantalarımızı bile teslim edemeden, geç start alarak başlayıp iki saatin üzerinde tamamlayabilmiştik. Yıllar içinde koşu sevgim giderek arttı ve bu koştuğum sürelere de yansıdı.

2. Pandemi seni nasıl etkiledi? Pandemi döneminde koşmayı hiç bırakmadığını biliyoruz. Nerelerde koşuyorsun? Koşu dışında başka antrenmanlar yapıyor musun?

Üniversitede başlayan yoğun tempomun bir anda bıçak gibi kesilmesine neden oldu pandemi. Okul, antrenman ve ev arasında koştururken hiçbir yere çıkamaz olduk bir süre. Bu dönemde öncelikle evde antrenman yaparak hareketliliğimi sağlamaya başladım. Sonra RUNDAMENTAL Zoom antrenmanları ile her gün hatta bazı günler günde iki kez ter döker olduk. Sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamalar el verdiğince Maltepe’den Caddebostan ve Kartal yöne doğru rotalar geliştirdim ve buralarda koştum. Bunun dışında kadim hatha yoga temellerine dayanan shadow yoga pratikleri dersi alıyorum.

3. Koşuda nasıl mesafelerde kendini buluyorsun? Şu ana kadar koştuğun en uzun ve en kısa mesafe için nasıl antrenman yaptın?

En uzun mesafem; 2017 yılında Cappadocia Ultra Trail’de bir trail denemesi olarak koştuğum 30K parkuruydu. Bu yarış için 5 ay boyunca 6 + 1 antrenmanlar yaptım. Uzun koşular, intervaller, kuvvet antrenmanları, yokuş antrenmanlarını içeren çok yoğun bir programdı. En iyi 10K derecem de bu yıl içerisinde yarıştığım PUMA IGNITE’ta oldu. Benim için en iyi yarışın 10K yol koşusu olduğuna karar kıldım, antrenmanlarımı da 10K’ya göre yapıyorum.

4. Uzun süredir PUMA performans ürünleri ile koşuyorsun? Senin için PUMA giymenin anlamı nedir? Yeni NITRO serisi ile kısa zaman önce tanıştın? Hangi NITRO senin için uygun bulundu ve neden? Koşularına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsun?

2017’de en iyi 10K derecemi ilk PUMA ayakkabım olan Ignite Netfit ile yapmıştım. Bu nedenle PUMA benim için kendi en iyimi bulma mücadelemde en iyi yol arkadaşım diyebilirim. İstanbul Yarı Maratonu’ndan kısa bir süre önce NITRO serisi ile tanıştım. Zamanımı geliştirmek için ayağımı sabit tutan ve tüy gibi hafif bir tasarım ihtiyacım için en iyi seçenek olan ETERNITY NITRO ile koşuyorum. Bir süredir ayak tabanımda yaşadığım problem için denge sağlıyor. İçe basmadan dolayı oluşabilecek bir bükülmeye karşı runGUIDE teknolojisi ile doğru hizalamayı destekliyor. Bu ayakkabı ile nerede olursam olayım tüm zeminlerde yastıklama ve uyumluluk sorunu yaşamayacağımı bilerek rahatlıkla antrenmanlarımı gerçekleştireceğimi düşünüyorum. 


Kadınlar Madınlar Günü

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.

2021’in 67. gününde toplamda 68 kadın erkekler tarafından katledildi.

Bu her güne bir kadın katli artı “67 güne sığamamış bir kadın katli” demek.

68 ilk bakışta sadece bir sayı gibi görülse de aslında 68 ayrı dünya demek. Hepsinin hayatına girdiğinizde farklı bir hikaye, farklı bir bakış açısı var. Hepsinin gözünden bu dünya bambaşka. Kiminin annesi babası, kiminin çocukları, hepsinin arkadaşları var. Anıt Sayaç’ta hepsinin ayrı ayrı hikayesi var.

Dışarıdan bakıldığında bugün kadınlar için bir kutlama günü gibi görünse de aslında bu bir anma günü. Böyle bir ülkede, her güne 1 kadının farklı farklı metotlarla öldürüldüğü bir ülkede yapacağımız şey kutlama değil anma, başkaldırı ve mücadele olabilir sadece.

Aya maya gidiyoruz diyenlerin kendi topraklarındaki eşcinsellere “yok” dediği bir ülkede bizim mücadele için yapmamız gereken daha çok şey var.

Fakat şunu da unutmamak gerekiyor, bu ülkede gündem çok çabuk değişir. Mesela bundan 5-10 sene önce medya ve miktidar “kadın cinayeti” yerine “ev içi şiddet” ya da “namus cinayeti” söylemini kullanıyordu. Yoğun baskılar sonucu bu söylemi değiştirmek zorunda kaldılar. Hatta bundan birkaç gün önce televizyonlarda gözlerimizi yaşartan bir konuşmaya şahit olduk. “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” denmeye ramak kala bir konuşma yaşandı. O günlerden bu günlere gelindiyse elbet bu karanlık günlerden de mücadele ile çıkabiliriz.

Mesela biz sporcu kadınlar 4-5 sene önce sokakta çokça sözlü tacize uğrar, yalnız koşamazdık bile. Fakat şu an biz kadınlar sokağa alıştık, sokaklar da bize alıştı. Hala yaşadığımız sorunlardan biri ise sosyal medya tacizi. Yıl olmuş 2021, hala bazı erkekler seksi bir cezalandırma aracı olarak görüyorlar, sözlü tacizlerinde seni şöyle bilmem ne yaparım tarzı bir dil kullanıyorlar. Umarım zamanla ve bizim mücadelemizle bu da son bulur, ya da en azından daha az ilkel ve daha mantık sınırları dahilinde bir hal alır. 

Aslında biz koşucu kadınlar nispeten daha eşitlikçi bir çevrede yaşadığımız için şanslıyız. En azından bazı kavramları sıfırdan anlatmak, tartışmak zorunda değiliz. Fakat yine de “ben feministim” dediğinde “valla bravo” diyen ama aslında içten içe lezbiyen olduğunu zanneden insanlar azınlıkta değil maalesef. Hele ki değişen dünya düzeniyle kavramlar çok karmaşıklaştığı için bazı durumlar karşıdan kadın-erkek eşitliği gibi görünse de aslında değil. Mesela çevremde çoğu evli kadın hem eşiyle aynı seviyede çalışıp daha az maaş alıp, üstüne ev işlerini üstlenip hem de çocuğu varsa ona bakıp, üstüne bir kocası olduğu için şükrediyor. Çevremde çoğu bekar kadınsa psikolojik şiddet gördüğü ilişkisine sırf yalnız kalmaktan korktuğu için katlanıyor. Hatta ve hatta inanamayacaksınız ama çevremde sevgilisini bakire olmadığı için terkeden erkekler bile var.

Yani aslında düzen değişmiş gibi görünse de dünya genel anlamda çok karmaşıklaştığı için sapla samanı ayırmamız daha da zorlaştı. Ayrıca dünya genelinde faşizm revaçta olduğu için önümüzdeki günlerde daha da zorlaşacak gibi görünüyor.

Yine de umudumuzu kaybetmemeliyiz, şimdiye kadar verilen mücadelelerle nasıl belirli kazanımlar elde edildiyse bundan sonra da içimizdeki mücadeleci ruhla çok şeyi değiştirebileceğimizi düşünüyorum. Bazen çevrenizdeki küçük bir çocuğa söylediğiniz ufak bir söz bile onun hayatına dokunup erdemli bir insan olmasına sebep olabiliyor. Tıpkı bunun gibi diktiğiniz minik bir badem ağacı bile seneler sonra büyüyüp çiçekleriyle baharı müjdeleyip arıları çevresine toplayabiliyor.


RUNDAMENTAL x WIGGLESTEPS II

Rundamental x WiggleSteps çoraplarını incelemek için tıkla.


YARIŞ TAKVİMİM


ÖNCE KADINLAR

Geçenlerde bu sözün ilk çıkış noktasının Fransız Devrimi olduğunu öğrendim. Bu dönem idam edilen mahkumlarda öncelik kadınlara verildiği için bu söz ortaya çıkmış. Fransız Devrimi 1700’lü yıllarda gerçekleşmişti. Aradan yaklaşık 150 sene geçtiğinde ise hepimizin bildiği “We Can Do It” yani “Yapabiliriz” sloganlı bir poster çıkıyor karşımıza. Sonrasında bazı feminist gruplar tarafından kullanılsa da bu posterin Amerika’da kadın işçilerin 2. Dünya Savaşı dönemi çalışmasını ve ekonomiye katkı sağlamasını teşvik etmek için hazırlandığını çoğumuz biliyoruz. İki durumun da ortak noktası her konuda kadını ikinci planda gören patriyarkanın söz konusu kendi çıkarları olduğunda kadınları ön plana atmasıdır.

2. Dünya Savaşından sonra dünyada birçok ülke insan hakları, bireysel özgürlük, eşitlik ve kadın hakları konusunda çok yol katetti, bir sürü gelişme yaşandı. Kadınlar, eğitim, spor, müzik, resim, siyaset gibi hayatın birçok alanında daha çok müdahil olup bir sürü başarı elde etti ve her konuda erkeklerle eşit seviyede başarılı olabileceklerini kanıtladılar. Tabi ki bunların hiçbiri kolay kazanılmadı. Bu başarıları elde eden kadınların her defasında kadın oldukları halde (?) bu işi başarabileceklerini topluma kanıtlamaları gerekti.

Bu haklar sayesinde biz kadınlar bugün bu ülkede hayatın her alanında faaliyet gösterebiliyoruz. Örneğin eğer Katherine Switzer bütün müdahalelere rağmen Boston Maratonu’nda koşmasaydı ve sonrasında kadınların da yarışlara katılımı için mücadele vermeseydi bugün belki de koşu ile hala tanışmamış olurduk. Kadınların rahimlerinin düşeceği, bacaklarının kalınlaşacağı söylentilerine aldırmıyor Switzer ve koşarken güçlü ve özgür hissettiği için inancının peşinden koşuyor. “Bu koşuyu bitirdikten sonra daha iyi bir sporcu olmak için çabalamaya ve başka kadın sporculara da benim yaşadığım güçlülük ve özgürlük duygularını hissetmeleri için öncü olmaya karar verdim” der hatta maraton sonrasında Switzer.

Önümüzdeki günlerde hayat hikayesini izleyeceğimiz Deepika Kumari ise Hindistan’da yokluk içinde büyümesine ve önünde bu konuda örnek temsil edecek hiçbir insan olmamasına rağmen dünyanın 1 numaralı okçusu oluyor ve böylelikle ülkesindeki diğer genç kızlar okçuluk sporuyla ilgilenip bu konuda teşvik oluyor. 

Bütün bu eşitlik mücadelelerinin üzerinden seneler geçti ve bugüne yani bilgiye ulaşımın inanılmaz kolay olduğu teknoloji çağına geldik. Her akşam bir avuç erkek televizyona çıkıp acaba kadınların kazanılmış haklarını şöyle mi kaldırsak, yoksa böyle mi kaldırsak diye tartışıyor. Söylediklerine göre yine bizim adımıza, bize sorma zahmetine bile girmeden, bizim iyiliğimizi düşünüyorlar.

Peki neden bunca sene geçmiş olmasına, bunca ders çıkarılıp gelişme kaydetmemize rağmen hala aynı konuları ısıtıp ısıtıp konuşuyoruz? Bunun sebebi ataerkilliğin hala bitmemesi, aksine emperyalizm ve yeni dünya düzeniyle daha farklı ve karmaşık bir boyuta ulaşmasıdır. Yani bazı muhteşem kadınların kırılma noktası yaratıp bizim için, toplumun devamı için birtakım haklar kazanması yetmiyor maalesef. Geride kalan bizler eğer bizden sonrakilere güzel bir dünya bırakmak istiyorsak kazanılmış haklarımız için sonuna kadar mücadele etmeliyiz ve bize bıraktıkları eşitlik mirasını sonuna kadar savunmalıyız.

Bir kadın olarak ataerkil yaşam şeklini devam ettirmek tek seçeneğimiz değil. Bizler kutusunda saklanması gereken çok değerli bir mücevher ya da erkeğin kaburga kemiği değiliz. Bizler tıpkı erkekler gibi insanız, eşitiz sadece, ne eksik ne de fazla. Ve hayatın her alanında şimdiye kadar vardık ve var olmaya devam edeceğiz.

4 sene önce koşmaya başladığımızda, özellikle şehir koşularındayken sokakta yürüyenler biz kadınların koşmasını çok garipsiyor ve motivasyon düşürücü inanılmaz şeyler söylüyorlardı. Başlarda biraz moralimiz bozulsa da kulak tıkadık yolda söylenenlere. Zaman geçti, çok daha fazla kadın koşmaya başladı, toplum artık koşan kadınlara alıştı. Şimdi geldiğimiz noktada Adana, Antep gibi Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki yarışlarda bile halk bizi tezahuratlarla karşılıyor ve kadınların koşmasından büyük mutluluk duyuyor, bize kimse ucube ya da elmas gibi davranmıyor.

Tıpkı koşuda olduğu gibi hayatın her alanında daha fazla katılım gösterir hemcinslerimizin mücadelelerine elimizden geldiğince destek verirsek bu algıyı kırabileceğimize inanıyorum. Güzel günlere ancak dayanışma ve mücadeleyle ulaşabiliriz.