RUNDAMENTAL x WIGGLESTEPS


Tadı da var tuzu da…

Bir yarış. Nedense bildik parkurların hiçbirine benzemiyor: Asfalt değil, taş toprak yani patika değil, kum değil, andırıyor gibi olsa da kar bile değil… “Sulu tuz” üzerinde geçecek bir hafta sonu. Hiçbir yapıyla, oluşumla sınırlanmayan bir sonsuz olma durumu; güneşin etrafınıza sardığı sıcak halkanın üzerinize giydirdiği tatlı uyuşmuşluktan dikkatinizi uzaklaştırabileceğiniz hiçbir etmen yok. Yalnızca ufuk çizgisiyle çevrelendiğiniz bu beyaz boşluğa tezat, gerçekliğinden emin olamadığınız ufak kırmızı bayrakların ardınca koşuyorsunuz.

Zaten burada zamanı hatırlatan tek şey, yarışların başlangıç saatleri. Bakkalın açılış saati, akşam trafiğine denk mi gelindi, lokantaların kalabalığı… Hiçbirini düşünmek yok çünkü zaten hiçbiri yok.

Meğer Tuz Gölü’nün bir de efsanesi varmış, ben de bu yazıyı hazırlamaya çalışırken buldum. Neyin içine biraz da hayal katsan, daha güzel oluyor. Bu yüzden, efsaneyi de alıntılayarak, sizinle şöyle paylaşayım:

Efsaneye göre şimdi ki Tuz Gölü’nün bulunduğu yerde, çok eskiden kötü ve cimri yaşlı bir kadına ait verimli büyük bir bağlık varmış. Bir gün yaşlı bir derviş, yolunun üzerindeki bu bağı görmüş. Bağın yanındaki kulübede çıkrıkla iplik saran yaşlı bir kadın oturmaktaymış. Çok susayıp acıktığından yaşlı kadından bir salkım üzüm istemiş. Ancak yaşlı kadın da ona üzüm vermemek için “Bu yıl bağım kurudu hiç üzüm vermedi.” diyerek yalan söylemiş. Kadının bu hareketine kızan derviş, tekkeye taraf yürürken ona “İnşallah tuz ile buz olasın! Gelip geçen seni taşlasın da hayır yüzü görmeyesin!” diye beddua etmiş. Yaşlı kadın o anda elindeki çıkrıkla taş kesilmiş, bağ ise tuz gölüne dönüşmüş. Yakın geçmişimizde Hala Sultan Tekkesi’ni ziyaret edenlerin yoldan geçerken taş kesilen bu koca karıyı taşlamaları adetten olmuş.

http://konyalife.com.tr/haber/tuz-golu-efsanesi.html

2018 Gök Olayları Yıllığı’na göre sene içinde üç güneş ve iki ay tutulması olacakmış. Tesadüf mü bilmiyorum artık, göle vardığımız 27 Temmuzun gecesi kanlı ay tutulmasına denk gelivermiş. Ben de gece yarısına çok az kala alana varıp alanın kenarında sessiz bir yere, bizimkilerin tutulmayı izlemek üzere çekildiği köşeye yollandım. “Yarış öncesidir, yapmayalım, etmeyelim” denmeden bir iki kadeh bir şeyler içildi artık, ay tutulmasının güzelliği hatrına bunu da pek sorgulamadık! Sonrasında ise geceyi başlangıç çizgisine yirmi adımlık mesafedeki büyük kıl çadırlardan birinde matlı tulumlu uyuklayarak geçirmişim; nasıl başlayıp üstüne nasıl bittiğini de anlayamadığım bir yarı maraton mesafesini koşmuşum; günün geri kalanını da tuzda dolanarak, uzanarak, okuyarak geçirmişim. Buz gibi suyla duş alıp elime yüzüme bulaştırdığım yağlı tuzdan şöyle böyle arınmışım; bitiş çizgisine yakın, organizasyon ışıklarından uzak bir alana çöreklenip gün batımı izlemişim, gece geç saatlere kadar bizimkilerle çene çalmışım, dans etmişim. Söylemesi dile kolay, “100 mil” koşucularının kafa lambalarının ışıklarının karanlığın içinde gitgide yakınlaşmasını izlemişim; karışık meyve sularının da bizlere verdiği yetkiye dayanarak onlara pürneşe seslenmişiz.

Bana kalırsa…

…muazzam bir koşu geçmişine de gerek yok. Yeni yeni adımlıyorsanız ve sıcakla da baş edeceğinize inanıyorsanız 10K parkuru keyifli olacaktır, keza “cut off” süreleri konusunda oldukça cömertler. Ha eğer bir süredir koşuyla haşır neşirseniz, yolda belde belirli bir koşu tecrübeniz varsa ve daha iyi sürede koşmayı hedefliyorsanız… Bence onu da yapmayın! Bence bu yarışta, bu parkurda en rahatı siz olun; bu kez keyfinizin peşinden koşun. Uzun süredir düzenli olarak koşuyor, kuvvet antrenmanlarınızı ihmal etmiyor, üzerine de yoganızı yapıyorsanız… namaste! Siz zaten beni dinlemezsiniz…

Fotoğraf: Goshots.net
Fotoğraf: Goshots.net

Diyelim ki bu seneki parkurlardan 10K, 20K veya 40K koştunuz ve pazar gününüzün tamamı size kaldı… Ya da 100K, 160K (100MİL) parkurlarında yarıştınız ve yeterince yorulmadığınızı düşünüp “Sırada ne var?” diye aranıyorsunuz… Öyleyse söyleyeyim: Tuz Gölü’nün

“flamingolar için Akdeniz havzasındaki en önemli üreme ve yaşam alanı”

http://www.milliyet.com.tr/pembenar/tuz-golu-flamingo-cennetine-donustu-1587010

olduğunu söylüyor Süreyya İsfendiyaroğlu. Kendisi, Tuz Gölü’nde flamingo nüfusunun izlenmesi için 2003’den beri kuş sayımı yapan Doğa Derneği’nin bilim koordinatörü.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre ise 2018 yılında gölde 12 bin 746 flamingo dünyaya gelmiş.

https://www.aa.com.tr/tr/temiz-cevre-temiz-su/tuz-golu-flamingolarla-bir-baska-guzel-/1500964#

Bu sene yarışa gittiğinizde kanlı ay tutulmasını yakalayamıyor olabilirsiniz fakat temmuz sonu tam da flamingoların (halk arasındaki adıyla allı turna!) kuluçkadan çıktıkları döneme denk geliyormuş. Flamingoların hemen hemen güz başına dek konakladığı bu alan Tuz Gölü’nün güneyinde yer alan Eskil ilçesinin sınırları içerisinde kalıyor. Haritaların bana söylediğine göre Eskil ise yarışın yapılacağı Şereflikoçhisar bölgesinin yalnızca bir buçuk saat kadar uzağında.

Sözün özü; ben sizin yerinize planınızı bile yaptım, size yalnızca gidip koşturup deneyimleyip keyfini sürmek kaldı. Yarış için goretex olmayan bir koşu ayakkabısı kullanmanızı tavsiye ederim, zira parkur zaman zaman ayağınızın tamamen tuzlu suda kalacağı yerlerden geçebiliyor; içine aldığı suyu dışarı atamayan bir ayakkabı giymeniz sizi yarış boyunca üzebilir.

Fotoğraf: Goshots.net

Güneş kreminizi, güneş gözlüğünüzü, şapkanızı; matınızı tulumunuzu, kendi çadırınızda kalacaksanız çadırınızı; kendim pişirir kendim yerim derseniz ocağınızı kahvaltılığınızı paketleyip yola koyulun. Hala geç kalmış değilsiniz, kayıtlar 22 Temmuza kadar devam ediyor!


THIS IS MY DREAMBOAT